Ramazan GÖKMEN Hocamızın Muhammed ESED'e ait Kur'an Mesajı isimli meal tefsirinin önsöz kısmı ile ilgili yazmış olduğu yazı.
Kur’an Mesajı (Meal-Tefsir)
Muhammed ESED
Çevirenler:Cahit KOYTAK, Ahmet ERTÜRK
İşaret Yayınları, İstanbul 1999
İslam’ın Arap yarımadasının sınırlarını aşıp değişik coğrafyalara yayılmasıyla Kur’an çevirileri, meal ve tefsirler zorunlu olarak insanların hayatına girmiştir. Her ne kadar bu eserler Kur’an’ı tam olarak ifade edemeseler de Arapça Dili’ni bilmeyenler için müracaat kaynağı olmuştur ve olmaya devam edecektir. Gün geçtikçe Kur’an’ın değişik tercüme ve çevirileri yapılacaktır ve her asırda yapılan tercüme ve tefsirler de farklı olacaktır. Özetini ve değerlendirmesini sunacağımız Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı adlı eserinin önsözü, Kur’an çevirilerinde gözetilmesi gereken esaslara ilişkin bilgiler sunmaktadır. Bu bilgilerin yanı sıra müslüman olan milletlerle batılıların Kur’an’a bakış açıları gibi konulara değinen yazar, okuyucuya takdim edilen bu çalışmanın ömür boyu süren incelemelerin ve Arabistan’da harcanan yılların bir mahsulü olduğunu dile getirir.
[1]Yazarın da ifade ettiği gibi Kur’an, göçebe bir hayat süren ve ömürleri savaşmakla geçen arap kabilelerinden bir millet oluşturduğu, mensuplarına entelektüel bir açılım yaptığı ve bu vesileyle Rönesans’a önayak olduğu
[2] gibi nedenlerle Müslümanlar ve Müslüman olmayanlar tarafından başka hiçbir kitaba nasib olmayacak bir okumayla ve ilgiyle karşılaşmıştır. Bu büyük teveccühün neticesinde Kur’an üzerine Müslüman ve gayri Müslimler tarafından sayısız çeviriler ve tefsirler yazılmıştır.
Müslüman olan okuyucu ile Müslüman olmayan okuyucunun Kur’an okumaları birbirlerinden farklılık arz etmektedir.
Kur’anî Dünya Görüşü’nün tutarlı olması Müslüman olmayan okuyucu tarafından anlaşılamaz. Batılılar Kur’an’ı genellikle eksik bir şekilde anlamışlardır. Bu anlayışlarının sebebi, Kur’an’a Müslüman bakışıyla gayri Müslim bakışın farklılığından olduğu gibi, aynı zamanda kasıtlı bakış açısıyla baktıkları içindir. Böyle bir anlayış batılılara maksatlı çeviriler dahi yaptırmıştır. Tüm bunlara karşın batı dünyasında İslam’a olan ilgi artmaktadır. Yazara göre -bu ilgiye rağmen- batılıların Kur’an’ı yeterince değerlendirmemeleri ve yanlış anlamalarının başlıca sebebi, bu Kitab’ın onu diğer kutsal metinlerden ayıran şu özelliğinin göz ardı edilmesindendir. Kur’an her şeyden önce inanca götüren en geçerli yol olarak akla önem vermekte ve insan varlığını ruhsal, fiziksel ve sosyal planda parçalara bölünemez bir bütün olarak görmektedir. Sonuç olarak, Kuran’ın ruhsal öğretileri pratik düzenlemelerle sürekli olarak bütünleştirmesi,
dini tecrübe yi entelektüel kavrayışın ötesinde esrarlı bir huşu ile özdeşleştirmeye alışkın olan Batılı okuyucuyu şaşkınlığa düşürmektedir.
[3]Yazar, Kur’an çevirilerinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili bilgiler sunmaktadır. Mesela, çeviri yapılırken dini terimlerin bugün kurumsallaşarak kazandıkları anlamlardan ziyade o günkü anlamlarıyla verilmesi gerektiğine işaret etmektedir.
[4] Buna misal olarak
İslam ve
Müslim kelimelerini verebiliriz. Hz. Peygamber SAV’in çağdaşları bu kelimeleri
“kendini Allah’a teslim eden kişi”,
“insanın Allah’a teslim olması” şeklinde anlamışlardır. Bugün ise daha çok Müslüman denilince mü’min olan ve kafir olmayan kişi şeklinde daha çok itikadi bir anlama bürünmüştür. Özetle Kur’an’ın başka bir dilde anlaşılması isteniyorsa, O’nun mesajı daha sonraki gelişmelerin kavramsal imajlarıyla zihinleri henüz bulanmamış insanlar için taşıdığı anlama mümkün olduğu kadar yakın bir anlam verecek şekilde çevrilmelidir.
Yazar, Arap Dilini sadece akademik yollarla ve kitaplardan öğrenerek çeviri yapmanın yanlışlığına dikkat çekiyor ve dildeki deyimleri, zengin ifade tarzlarını, ifade unsurlarını fark edecek biçimde, aktif ve çağrışımlara duyarlı bir zihin kavrayışına, cümlelerin ses dokusunun ve sese ilişkin sembolizminin ima ettiği anlamı tüm derinliğiyle hissedebilen bir kulak hassasiyetine sahip olmak gerektiğini vurgulayarak bu paralelde şunları söylüyor:
“Mütercim, söz konusu dilin kavram sembolizmini kendi içinde yeniden üretemedikçe yaptığı tercüme, üzerinde çalıştığı metnin lafzi karşılığını vermekten başka bir işe yaramaz ve asıl metnin deruni anlamını az veya çok gözden kaçırmış olur.”[5]Aslında yazarın yukarıda yaptığı değerlendirme Kur’an çevirilerinde çokça karşılaşılan bir durumdur. Bugün ülkemizde herkesin bir meal çalışması yaptığı göz önüne alınırsa bu işin ne kadar basitleştirildiği de anlaşılır. Bazı meal çalışmalarında bırakın deruni anlamı, lafzi hataların bile yapıldığı izahtan varestedir.
Yazar bu eserini kaleme alırken iki temel çeviri kuralını göz önüne aldığını belirtmektedir. Bu çeviri kuralları şunlardır:
1.Kur’an, münferit emir ve talimatların bir derlemesi değil, bölünmez bir bütün olarak görülmelidir. Her ayetin diğer ayetlerle yakın bir ilişki içerisinde olduğu göz önünde tutulmalıdır.
2.Kur’an’ın hiçbir parçası saf bir tarihsel bakış açısıyla değerlendirilmemelidir. Kur’an’ın gerek Peygamberimiz SAV zamanındaki olaylara olsun, gerekse önceki tarihsel şartlara ve olaylara yaptığı tüm atıflar tek başlarına ele alınmamalı, bunlar insani durumun bir açıklaması olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple, bir ayetin tarihsel nüzul sebebi o ayetin esas maksadını ve Kur’an’ın bir bütün olarak vazettiği ahlaki sistem ile iç bağlantısını örtmemelidir.
[6]Sonuç olarak, uzun yıllar Arap yarımadasında kalarak Arap Dili’ni ince ayrıntılarıyla öğrenen, maksatlı veya maksatsız birçok Kur’an çevirisinin yapıldığı bir ortamda, Kur’an’ı batılı bir dile -İngilizce- çeviren Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı adlı eseri önemli bir çalışmadır. Bazı kelimelere ve ayetlere kendine has üslubuyla -kelimelerin anlam kaymasına uğramadan önceki durumu gibi- verdiği anlamlarıyla eser, alanında özgün bir çalışmadır. Yazar, kuşkusuz Kur’an’ın anlaşılması ve yorumlanmasına yeni açılımlarda bulunmuş ve bu yönüyle de İslam Kültürü’ne bir katkıda bulunmuştur.
Ramazan GÖKMEN
Eyüp MEDET - 23 Ocak 2009 Cuma 03:53
Muhammed ESED'in Kur'an Mesajı adlı Tefsiri çok özgün bir tefsir. Ben çok faydalanıyorum. Özellikle bazı tanımları çok güzel. Örneğin Takva sahipleri için "Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar", kafirler için "hakikati inkara şartlanmış olanlar" ifadelerini kullanıyor.
Hocam sitemize gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim. Devamını beklerim.
Y.GÖKMEN - 19 Ocak 2009 Pazartesi 06:15
Ramazan Hocam Yüce Rabbimiz İlmini artırsın İnşaallah Başarılarının devamını dilerim.