Ankara İli Çamlıdere İlçesine Bağlı Köyümüzün Sitesine HOŞ GELDİNİZ


Elmalılı Tefsiri Önsöz

Ramazan GÖKMEN Hocamızın Elmalılı M. Hamdi Yazır'a ait Hak Dini Kur'an Dili isimli tefsirinin önsöz kısmı ile ilgili yazmış olduğu yazı.

Hak Dini Kur’an Dili
Elmalılı M.Hamdi YAZIR
Azim Dağıtım, İstanbul
İslam Dünyası’nda veya Batı Dünyası’nda, Kur’an üzerine yapılan birçok araştırma, meal ve tefsir faaliyeti vardır. Bu çalışmalardan bazısı yazıldığı dönemde bile pek okunma şansını yakalayamazken, bazıları da yıllar, hatta asırlar boyunca okunmuş, anlaşılmaya çalışılmıştır. Zerkeşi’nin el-Burhan fi Ulumu’l Kur’an’ı ve Suyuti’nin el-Itkan fi Ulumu’l Kur’an gibi usul ile ilgili çalışmaları, Beydavi, Zemahşeri gibi alimlerin tefsir çalışmaları İslam Alemi’nde hüsn-ü kabul görmüş bu tür eserlerdendir. İşte bizim tanıtma ve değerlendirmesini yapmaya çalışacağımız Elmalılı M.Hamdi YAZIR’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eseriböyle müslümanlar arasında, özellikle de Türkiye’de belli bir yere oturmuş eserlerdendir. Gerçekten Türk İlim Tarihi’nde yapılmış olan ender çalışmalardan birisidir Hak Dini Kur’an Dili. Temennimiz, bundan sonra daha iyi çalışmaların ve Kur’an tefsirlerinin ilim tarihimize kazandırılmasıdır.
Hak Dini Kur’an Dili’nin mukaddimesi yaklaşık 25 sayfadır. İlk başlangıcında müellif, etkili ve duygulu bir dua ve temenni ile yazıya başlıyor: İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim, zikrini kalbime mi’rac ettim. Kitabını kendime minhac ettim. Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin, aşkınla gönlümü bi-karar ettin. İnayetine sığındım, kapına geldim. Hidayetine sığındım lütfuna geldim. Kulluk edemedim affına geldim. Şaşırtma beni doğruyu söylet, neş’eni duyur hakikati öğret. Sen duyurmazsan ben duyamam, sen söyletmezsen ben söyleyemem, sen sevdirmezsen ben sevemem, sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini.[1].... şeklinde devam eden bir yalvarma ve yakarış. Müellif, bu duasından sonra kısaca kendisini tanıtıyor ve insan için dünyada Allah’a kul olmaktan başka bir çarenin olmadığını, kulluktan kaçsa bile yine de O’nun kurallarına göre yaşadığı için zoraki kul olduğunu “sevmediğine teslim olmakla sevdiğine teslim olmak arasında ne büyük bir fark vardır?!! [2] ifadeleriyle ortaya koyuyor. Devamında Kur’an’ın tercümesinin mümkün olmadığından bahisle, tercüme, tefsir te’vil gibi kavramları kısaca açıklıyor.
Müellif, bir sözün manasını diğer bir dilde, dengi bir ifade ile aynen olduğu gibi dile getirmektir[3] diye tercümenin tarifini yaptıktan sonra, sadece akıl ve mantığa hitap eden eserlerin tercümesinin mümkün olduğunu, hem akla hem de kalbe ve duygulara hitap eden edebi, lügavi, sanat ve estetik yönü ağır basan eserlerin tam anlamıyla tercüme edilmelerinin mümkün olmadığını belirterek misallerle açıklıyor.[4]
Yukarıdaki paragrafta anlatılan ikinci tür eserlerin tercümesi yapılırken edebi bir üslubla tercüme yapılmasından başka çıkar yol yoktur. Bu da ancak, metnin olduğu gibi tercümesiyle değil, onun bozularak anlaşılanın beliğ bir üslubla kaleme alınmasıyla mümkün olabilir. Tüm dillerde herhangi bir fiille ilgili birçok anlatımlar bulunur. Bu anlatımlar her ne kadar aynı fiili anlatsalar da aslında aralarında farklar vardır. Mesela dilimizde düzenli bir cümleyle devrik bir cümlenin vurguları farklılık arzeder. Soru kalıbında olmadığı halde, vurgusuyla soru olduğu anlaşılan cümleler vardır. İşte bunlara benzer durumlar her dilde az veya çok bulunur. Tercüme yapılırken bunları olduğu gibi aktarmak gerekir. Çünkü tercüme, dengini veya benzerini ifade etmektir. Bunu yapmak da neredeyse imkânsızdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi edebi ve duygulara hitab eden eserlerde hiç mümkün değildir. Bundan dolayı Kur’an çevirilerine tercüme değil, meal ismi verilmiştir.
Kur’an’ın nazmının ve lafzının önemine değinen müellif, Kur’an isminin de nazmından dolayı verildiğini, Arapça olanın Kur’an’ın nazmı olduğunu, şayet bu Arapça nazmın başka bir dil ile benzerini yapmak mümkün olsaydı ancak o zaman Kur’an’ın tercüme edilmiş olabileceğini; Kur’an’ın manası olarak ise daha çok Furkan, Hüda, Nur gibi isimlerin öne çıktığını belirtmektedir.[5] Burada şunu belirtmekte yarar var: Kur’an, muhtelif ayetlerde benzerinin getirilemeyeceğine dair insanlara meydan okur. Tüm bu meydan okumalara karşın düşmanları tarafından bir benzeri yazılamamıştır. Kendi dilinde bir benzeri yazılamayan Kur’an’ın başka bir dile tercümesi nasıl mümkün olabilir?!!.
Zamanımızda olduğu gibi müellifin yaşadığı yıllarda da Türkçe Kur’an tartışmaları olmalı ki, yazısının devamında böyle bir şeyin mümkün olamayacağına, Kur’an’ın Arapça olduğuna, Hz. Peygamber (sav) in hadislerine bile Kur’an denilmezken başka bir dildeki mealine Kur’an demenin bir dayanağı olmadığına değiniyor. Tüm bunlara karşın tebliğ ve irşad vazifesini yerine getirmek için Kur’an’ın tefsiri üzerine böyle bir çalışma yaptığını belirtiyor.[6]
Burada şu hususu belirtmemiz gerekir. Elmalılı Hamdi Yazır, bir meal çalışması yapmamış, bir tefsir çalışması yapmıştır. Buna karşın günümüzde kitapçı raflarını süsleyen onlarca “Elmalılı Meali” olarak satılan eserleri nereye koymalıyız?! Aslında merhum Elmalılı Hamdi Yazır, bırakın meal yazmayı, tefsir yazmaya bile uzunca bir tefekkürden sonra karar vermiştir. Hal böyleyken, onun bir tefsir içerisinde yaptığı ayet meallerini tefsir bağlamından kopararak “Elmalılı Meali” diye hazırlamanın ne ilmi ne de ahlaki olarak doğru olmadığı apaçık ortadadır.
Tefsirini kaleme alırken kullandığı dil ile ilgili bilgiler veren müellif; ayetler arasındaki ilişkiler, nüzul sebepleri, kıraat farklılıkları, kelime ve terkiblerin açıklanması, batılılar tarafından yapılan çarpıtmaların düzeltilmesi gibi durumları gözettiğini ifade etmektedir. Kaynak olarak ise; Ebussuud Efendi, Kadı Beydavi, Zemahşeri, Fahreddin Razi, Cessas, Ebu Hayan el-Endülüsî, İbn. Cerir et-Taberi, Nisaburi ve Alusi gibi zevatın tefsirlerinden yararlandığını, ihtilaflı görüşlerin olduğu yerlerde okuyucuyu tereddüt içerisinde bırakmamak için tercihte bulunduğunu belirtmektedir.[7] Devamında Kur’an’ın isimleri, -el-Kitab, el-Furkan, el-Hüda ve ez-Zikr gibi- sure ve ayet kavramları, tefsir, te’vil, meal ve Kur’an’ın faziletleri gibi konularda açıklamalarda bulunmaktadır.
Tefsir, te’vil ve meal ile ilgili olarak, lügat ve ıstılahî anlamlarını vermekte ve tefsirin, beyanın türlerinden olan binaen beyan’ınbir çeşidi olduğunu dile getiriyor. Daha sonra Kur’an tefsirindeki esaslara değinerek, bununla ilgili şunları söylüyor: Kur’an’ın tefsirinde birinci esas yine Kur’an’ın kendisidir. Çünkü Fatiha Suresi bir Hamd’in tefsiri ve bütün Kur’an Fatiha’nın tefsiri olduğu gibi birçok ayetler birbirlerinin müşkilât ve mücmelâtını tefsir ederler. İkinci esas, Rasulullah (sav) Efendimizin hadislerinde bulunan tefsirlerdir. Üçüncü esas da sahabe ve tabiinden tefsir olarak naklonunan açıklamalardır.[8]
Sonuç olarak Elmalılı’nın tefsiri önemli bir çalışmadır. Özellikle Türkiye’de yaşayan bizler için yerli ve içimizden biri olması hasebiyle daha da önemlidir. Yazıldığı günden beri ilmi çalışmalara rehberlik eden ve aşılamayan ender eserlerden birisidir.
 
                                                                                  Ramazan GÖKMEN
 


[1]Sayfa,1
[2]Sayfa,2
[3]Sayfa,3
[4]Misaller için bkz. Sayfa,3,4
[5]Sayfa,7
[6]Sayfa,8,9
[7]Sayfa,11,12
[8] Sayfa 21


Yapılan Yorumlar | Bu Sayfaya Yorum Yap

serhat GÖKMEN - 20 Ocak 2009 Salı 04:12

Değerli Ramazan Hocam (abimiz) Seni Yürekten tebrik ederim. Allah razı olsun, İlmini artırsın. Selam ve Dua ile...


Eyüp MEDET - 20 Ocak 2009 Salı 11:10

İlahi! Hamdini sözüme sertac ettim,
zikrini kalbime mi’rac ettim.
Kitabını kendime minhac ettim.
Ben yoktum var ettin, varlığından haberdar ettin,
aşkınla gönlümü bi-karar ettin.
İnayetine sığındım, kapına geldim.
Hidayetine sığındım lütfuna geldim.
Kulluk edemedim affına geldim.
Şaşırtma beni doğruyu söylet,
neş’eni duyur hakikati öğret.
Sen duyurmazsan ben duyamam,
sen söyletmezsen ben söyleyemem,
sen sevdirmezsen ben sevemem,
sevdir bize hep sevdiklerini,
yerdir bize hep yerdiklerini.
AMİN AMİN AMİN

Hocam katkılarınız için teşekkür ederim.
Devamını beklerim inşaallah.